Burası bir hukuk devleti mi
yoksa herkesin keyfine
göre davrandığı bir oymak mı?
18.03.2008 20:56
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, %46.7 oyla iktidara gelen parti hakkında kapatma davası açtı.
Ruijten-Oomen’in ve Lagendijk’in dedikleri gibi bu akıl almaz bir
komik-şaka değil, ciddi. Watson’ın dediği gibi düş değil, gerçek.
Swoboda’nın dediği gibi delilik/çılgınlık ve hukukçu Başbakan
Schröder’in vurguladığı gibi asla onursuz değil, tam tersine Türkiye’de
yazılı hukuka yaslanan bir girişimdi.
Ve kıyamet koptu.
Tozdan dumandan birbirini ne gören var ne dinleyen.
Lütfen konuya yoğunlaşalım.
Dava ile ilgili iki yasa var.
Biri, 12 Eylül ürünü Anayasa. 68. madde, ‘Siyasal partiler(in), (...)
tüzük ve izlenceleri ile eylemleri, (...) laik cumhuriyet ilkelerine
aykırı olamaz’ diyor.
Anayasanın 69. maddesi, bir siyasal partinin bu tür eylemlerin odağı
olduğu Anayasa Mahkemesince (AYM) saptandığı takdirde temelli
kapatılacağını söylüyor.
Öbürü, yine 12 Eylül ürünü 1983/2820 sayılı Siyasal Partiler Yasası.
Yasanın 78-103. maddeleri siyasal partilerle ilgili onlarca yasak öngörüyor.
103. maddesi de ‘...laiklik karşıtı eylemlerin odak durumunu oluşturup oluşturmadığını’ AYM belirler, diyor.
Bu yasaları yabancılar bilmeyebilir.
Ya bizler, T.C. Yurttaşları, özellikle parti kurucuları? Bilmeme hakkımız var mı? Yok.
Yok ama şu ‘odak’ da neyin nesi? Sınırları nerede başlar nerede biter?
Tanımlayabilen var mı? Yok. Hukuku sulandırıp siyasallaştırmaya
elverişli, netameli bu sözde kilit kavram, içine her şeyin kolaylıkla
sızabileceği bir çıkın aslında.
Sağlıklı bir hukukta çıkın/torba sözcükler olmaz, köşeli kavramlar olur.
İşte Başsavcı, doğru/ádil hukuka göre değil, bu yasal hükümlere; bu
yanlış hukuka yaslanılarak daha önce verilmiş Fazilet, Refah gibi
partilerle ilgili örnek kararlara göre bu davayı açıyor.
Bu yasalar, savcıya hiçbir takdir yetkisi tanımıyor. Dava açma
konusunda yerindelik/maslahata uygunluk sistemini reddediyor;
zorunluluk sistemini getiriyor.
Dikkat ediniz lütfen.
Bu yasaların hiçbir maddesinde, ‘Bir parti %46.7 oy almış’;
‘Dava, toplumu sarsacak, siyasal/ekonomik istikrarı bozacak, yatırımı
engelleyecek, işsizliği artıracak, demokrasiyi yaralayacak, Türkiye’nin
saygınlığını örseleyecek’;
‘Ülke dışı askeri harekát yaptıran iradeyi boşlukta bırakacak’;
‘Olası siyaset yasağıyla Cumhurbaşkanının meşruluğunu gölgeleyecek’;
‘Hakkında dava açılan partiyi önce sanık, sonra da mağdur/mazlum
yapacak, ilk seçimde de daha kazançlı kılacak ise dava açıl(a)maz’
denmiyor.
Kimileri de Başsavcının karakterinden söz edip çıkarsamalar yapıyor: Kararlı, ölçülü.
Peki, Başsavcı kararsız, ölçüsüz olsaydı, ‘Ben, yazılı hukuku dinlemem.
Davanın siyasal, ekonomik, toplumsal vebalini taşıyamam. Her şeyden
önce Türkiye’nin bu dava ile ne kazandığına, ne yitirdiğine bakarım.
Dünya karşısında ülkemi utandıramam. Halkın iradesine saygısızlık
edemem. Demokrasilerde parti kapatmak kural ve sıra dışı bir olay.
Egemenlik, benim değil, kayıtsız şartsız ulusun. İspanya’da Herri
Batasuna terör örgütü ETA’yı överek suç işlediği için kapatıldı,
Almanya’da 1950’lerde sadece iki parti kapatıldı. Oysa Türkiye partiler
mezarlığına döndü. Otuza yakın parti idam edildi.
Mazlumların/mağdurların çoğu güçlenerek geri döndüler. Demokrasi
sicilimiz bozuldu. Öyleyse parti kapatma davalarını açmam. Kaçınırım,
hatta korkarım’ diyerek görevini savsayabilir ya da erteleyebilir miydi?
Bayanlar, baylar!
Lütfen önce kararınızı verin: Burası bir hukuk devleti mi yoksa herkesin keyfine göre davrandığı bir oymak mı?
Ve de bir kez daha düşünün: Bu gerekçelerle dava açılmasaydı, asıl o
zaman yargı siyasallaşmaz mı, sinmez miydi? Bizler, yağmurdan kaçarken
doluya tutulur, çelişkiye düşmez miydik?
Eğer burası, bayanlar, baylar, bir hukuk devleti ise, dava açmada
zorunluluk sistemi benimsenmiş ve de ‘kesin kanıt’ değil, ‘yeterli
kanıt’ var ise, savcı davayı açmak zorundadır. Hiçbir gerekçeyle ve de
siyasal kaygılarla dava açmayı asla erteleyemez.
Eğer savcı, kişisel görüşlerini, inançlarını görevine karıştırır,
kendinden menkul bahanelerle durumdan görev çıkarır, davayı açmaz,
ertelerse, siner, siyasallaşırsa, işte asıl o zaman korkmamız, kıyameti
koparmamız, dizlerimizi dövmemiz gerekir.
Başına buyruk davranan, yasalara uymayan, görevini savsayan, yetkisini
kötüye kullanan bir savcı, bugün size, yarın başkasına neler yapmaz,
bir düşünün.
Sığ çıkışlarla kurumları, insanları yıpratmayalım.
Herkes, sinirlerine egemen olmalı, serinkanlılıkla kendisine çeki düzen vermelidir.
Unutmayalım. Sorumsuz tepkiler de ülkemizi küçük düşürür; yargının
ilerideki kararı, ne yönde olursa olsun, gölgelenir, adalet kirlenir.
AYM üyelerini atayanın kimliği üzerinden Mahkemece verilecek kararı
şimdiden kestirmeye kalkışmaktan da kaçınalım, lütfen. Yargıçlar,
kişisel görüşlerini, inançlarını duruşma salonuna sokamazlar.
İddianame, adı üstünde iddialar içeren bir yazıdır/metindir. İddialar,
zayıfsalar, sakatsalar elbette çürütülebilirler; elenirler. Ancak bu,
mahkeme salonlarında belli olur. Zira, iddianamelerin tartışılacağı
yerler, kent meydanları, köy kahveleri, basın değil, yalnızca mahkeme
salonlarıdır. Bu bir.
Parti kapatmak, demokrasilerde çok ayrık kınanası bir durumdur. Sık
yaşanırsa, demokrasi önce yalama olur, sonunda da tükenir. Çünkü, parti
bir siyasal akımın örgütlenmesidir. Partiyi kapatmakla tüzel kişiyi
ölümle cezalandırmış olursunuz. Ama bu ölüm cezası, siyasal akımı,
düşünceleri öldürmeye yetmez; ceza sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Bu
boşuna çabalardan/düzenlemelerden artık vazgeçmeliyiz. Bu iki.
Kimileri, hatta hukuk adamları, yargıçlar, savcılar da, uygulayacakları
yasaları beğenmeyebilirler. Ama hukuk bilincini özümsemiş bir hukuk
toplumunda, mantıklarını zorlasa, vicdanlarını acıtsa da, onlara uymak
zorundadırlar. Çünkü ‘Yasalara, doğru/yerinde oldukları için değil,
yasa oldukları için uyulur.’ Bu üç.
Gelelim en önemli noktaya: Siyasal Partiler Yasası gibi yasaklarla dolu bir metni çağcıl hiçbir demokraside bulamazsınız.
Bu Yasa, demokrasi karşıtıdır, halkın iradesini hiçe saymaktadır.
Eğer bir savcının eline bu yasayı teslim ederseniz, o da, sizler de,
hukuku kullanarak toplumu ezmek, bu tür sancıları da sürgit yaşamak
zorunda kalırsınız. Bu dört.
Yargının önüne gelen konularda yorumlar yapmaya kalkışırsanız, yasaları
çiğner (T. Ceza Yasası, m. 288, Basın Yasası, m. 19/1), yargı
bağımsızlığı ilkesini örseler, kaş yapayım derken nice göz
çıkarırsınız. Bu beş.
Suç Başsavcıda değil, bizi dışarıda utandıran yazılı hukuktadır.
Siyasal Partiler Yasası yerine hukukun gereğini yapmakla yükümlü
Başsavcıya saldırmak, hedefte yanılgıdır/sapmadır. Bu altı.
Çözüm bellidir. Partiler yerine, onların ve özgürlükçü rejimin mezar
kazıcısı olan bu 12 Eylül ürünü, demokrasi özürlü, çağ dışı Yasayı tez
elden mezara gömmek ya da en azından kökten değiştirmek.
Dava vesilesiyle bu fırsat yakalanmıştır. Ulusal iradenin temsilcileri,
bu fırsatı zafere dönüştürmeli, egemenliği halk adına
kullanabildiklerini kanıtlamalıdırlar. Bu yedi.
Sami Selçuk- Star